Dil Yaşam Atölyesi Eğitim Danışmanlığı
GÜNDEM & HABERLER

2	Bugün bile  kayıt olabilirsiniz
 
1 MİLYON GÜLÜCÜK
Toplam ziyaretçi sayısı :  17236

ATATÜRK ve MONTESSORİ EĞİTİMİ

maira montessori
MARİA MONTESSORI KİMDİR?

     Montessori Metodu’nun kurucusu olan Maria Montessori,1870 yılında İtalya Chiaravalle’de doğmuştur. 12 yaşına geldiğinde daha iyi bir eğitim alabilmek için ailesiyle birlikte Roma’ya taşınır. 14 yaşlarında matematiğe büyük ilgi duymaya başlar ve bu ilgisi bütün yaşamı boyunca devam eder.  Ailesi öğretmen olması konusunda ısrar etse de, Maria mühendis olmayı istiyordur. O günlerde bir kadının mühendis olması akla bile gelmeyecek bir şeydir. Önceleri, erkeklerin eğitim aldığı bir teknik okula gider. Bir süre sonra biyolojiye karşı duyduğu ilgi, matematiğin yerini almaya başlar. Ve sonunda gerçekten okumak istediği şeyin tıp olduğuna karar verir. O dönemin İtalya’sında genç bir kızın tıp fakültesine gitmesi hiçbir şekilde söz konusu değildir ve imkânsızdır. Ama Maria dediğini gerçekleştirir ve 1896 yılında İtalya’nın ilk kadın doktoru unvanını alarak Roma Tıp Fakültesi’ni tamamlar.

     Montessori bir bilim insanı olarak sahip olduğu özelliklerin dışında, bir kadın olarak da zamanının değer yargılarının ilerisinde yaşar ve kadın hakları için mücadele eder. İtalya’nın ilk kadın doktoru olarak 1896’da Berlin ve 1900’de Londra’da iki kadın konferansında İtalya’yı temsil etmek için seçilir ve bu konferanslarda kadınlara eşit ücret için çağrı yapar.

     Tıp fakültesinden mezun olduktan sonra, Roma Üniversitesi Psikiyatri Kliniği’nde yardımcı doktor olarak göreve başlar. Bu çerçevede görevinin bir kısmı, Roma’daki çocuk ıslah yurtlarını dolaşmak ve buralarda yaşayan zihinsel özürlü çocuklarla çalışmalar yapmaktır. Dr. Montessori,  zihinsel engellilerin eğitimi hakkında bir dizi ders vermesi için Roma'ya davet edilir. Montessori bu teklifi kabul eder ve İtalya'daki pedagoji biliminin temeli olan bu derslerin sonucunda eğitilebilir zihinsel engelliler okulu ortaya çıkar. Dr. Montessori, 1899 -1901 yıllarında bu okulun yöneticiliğini yapar. Bu iki yıl boyunca Montessori, iş arkadaşlarının da yardımıyla bir grup öğretmeni "Özel bir gözlem yöntemi ve zihinsel engelli çocukların eğitimi" hakkında donanımlı hale getirir. Aynı zamanda, o dönemde bilinmekte olan bu tür problemlerle başa çıkma yollarını araştırmak amacıyla Londra ve Paris ziyaretleri yapar. En önemlisi, bu ziyaretlerden döndükten sonra, kendini tümüyle normal çocuk eğitimine verir. Sabahtan akşam yediye kadar çocuklarla vakit geçirdikten sonra notlar alır, tablolar hazırlar, karşılaştırır, analiz eder ve yeni materyaller hazırlar. Bu iki yıllık çalışmayı, ilk ve tek gerçek pedagoji diploması olarak tanımlar.

     1901 yılında, Roma'daki eğitilebilir zihinsel engelliler okulunda engelli çocuklara eğitim vermeyi bıraktığında, normal çocuklara eğitim vermek niyetindedir. O tarihten sonra, teorilerinin uygulanmaya başlanması ve önsezilerinin onaylanması yedi yıl alır.
 
     Üniversitede okutman olmasına rağmen, daha kapsamlı eğitime ihtiyacı olduğunu düşünerek, öğrenci olarak okula kayıt yaptırıp psikoloji ve felsefe derslerine katılır. Çalışmalarına büyük hayranlık duyduğu Itard ve Séguin’in çalışmalarını daha derinlemesine öğrenme fırsatı bulur. Çocukların zihinsel hastalıklarıyla ilgili özel bir çalışma yapar ve araştırmalarının sonuçlarını zaman zaman teknik dergilerde yayımlar.

     1904 yılında Roma Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapmaya başlar ve dört yıl boyunca Antropoloji kürsüsü başkanlığı yapar. İlk büyük eseri olan Pedagojik Antropoloji (Pedagogical Anthropology) yayımlanır. Üniversitedeki derslerinin dışında, Kadın Eğitim Yüksek Okulu’nda  (Women’s Training College) ve Roma’daki klinik ve hastanelerde çalışır. 1907’de, Roma’nın San Lorenzo bölgesinde çalışan ailelerin çocuklarından oluşan 60 kişilik grupla çalışmak için üniversitedeki kürsüsünden ve tıbbî uygulamalarından vazgeçer. Burada ilk Casa dei Bambini’yi, yani Çocuklar Evi’ni kurar.

     1908 yılında, hayatı boyunca yaptığı hazırlıkların sonucunu alarak dünyaca tanınan bir isim haline gelir. Kolomb gibi yeni bir dünya keşfettiğini söylemek abartı olmaz; Kolomb’un keşfettiği dünya dışsalbir dünyayken, Montessori ise içsel olan, çocuğun ruhunun içinde bulunan bir dünya keşfetmiştir.

     1922’de İtalya’da okul müfettişi olarak atanır. Fakat 1934’de Mussolini faşizmine muhalefetten dolayı İtalya’dan ayrılmaya zorlanır ve Barselona’ya gider. 1936 yılında İspanya Savaşı sırasında İngiliz gemisiyle kurtarılır. Aynı yıl evini Hollanda Laren’e taşır. 1940’da Hindistan 2. Dünya Savaşına girdiğinde, O ve oğlu Mario düşman yabancılar olarak gözaltına alınır. 2. Dünya Savaşı boyunca Montessori’nin Hindistan’dan ayrılmasına izin verilmez ve bu zamanı bebekleri araştırmak ve gözlemlemekle geçirir.

     1946 yılında Hindistan’dan Hollanda’ya döner. 1947’de ise Londra’da Montessori Merkezi’ni kurar. 1950 yılında UNESCO Konferansı’na katılır. 1940, 1950 ve 1951’de Nobel Ödüllerine aday gösterilir.

     1952’de Noordwijk Zee de Dutch sahilindeki bir köyde, arkadaşlarının evinin bahçesinde oğlu ve şef asistanı Mario ile Afrika’ya gidip gitmemeyi görüşüyorlardır. 80 yaşında birisi olarak seyahat için oldukça güçsüz olduğunu, bir başkasının onun yerine gidebileceğini ve konferans verebileceğini söyler. Bundan bir saat sonra beyin kanamasından hayatını kaybeder. Önceleri sık sık, öldüğü yere gömülmek isteğini belirtmesinden dolayı Roma Noordwijk Katolik Mezarlığı’na gömülür.

     Bir eğitim emekçisi olarak, dünyanın birçok ülkesinde konferanslar ve eğitimler vermiş, kitaplar yazmış, yeni okullar ve öğretmen eğitim merkezleri açmış, bir yandan da çocukları gözlemlemeyerek kendi eğitimine devam etmiştir. Bir dünya vatandaşı olarak yaşamıştır. Dünya genelindeki çabalarının ürünü olarak metodu dünyanın birçok ülkesinde uygulanmaktadır.

KAYNAKLAR

1. Maria Montessori, Her Life and Work, E. M. Standing, syf. 21-40. 
2. http://tr.wikipedia.org/wiki/Maria_Montessori

Atatürk maira montessori
ATATÜRK ve MONTESSORİ EĞİTİMİ

Atatürk, büyük bir asker, büyük bir devlet adamı ve diplomat olduğu kadar, eğitim alanında da milletimizin atılım yapmasını sağlayan büyük bir önderdir. Atatürk'ün millî eğitim konusuna gösterdiği ilgi ve bu konuda ileri sürdüğü görüşler incelendiği zaman, bu konuya adeta bir eğitim düşünürü gibi eğildiği, konunun bütün yönleriyle çok yakından ilgilendiği, çevresine millî eğitimin önemini anlatmak için her fırsatı değerlendirdiği, eğitimde göz önünde tutulması gerekli amaç ve ilkeleri açıklığa kavuşturduğu görülür.

Eğitim, milletlerin bağımsız yaşayabilmeleri, kalkınıp güçlenmeleri bakımından hayatî önem taşır. Atatürk'e göre, "en önemli, en esaslı nokta eğitim meselesidir." Atatürk'ün gerçekleştirmiş olduğu Harf Devrimi, eğitim adına atılmış en önemli adımlardan birisidir. Osmanlıca okuyup yazmanın zorluğu karşısında Harf Devrimi sayesinde bütün yurtta okuma yazma oranında büyük bir artış olmuş, kültürel anlamda da halk bilinçli bir hale gelmiştir.* Sakarya Savaşı'nın devam ettiği bir zamanda bile Ankara'da Maarif Kongresi yani Milli Eğitim Kongresi savaşa rağmen ertelenmemiş ve 16 Temmuz 1921'de toplanmıştır. Atatürk, savaşa rağmen bu kongrenin ertelenmesine razı olmamış, kongrenin açış konuşmasını bile kendisi yapmıştır. Anadolu'nun her tarafından gelen 250 dolayında kadın ve erkek öğretmenin katıldığı kongrenin gündemi iki ana konuyu içeriyordu; İlk mekteplerin programları ve öğretim süreleri, orta öğretim programları ve dersleri. Atatürk'ün bu kongre esnasında eğitimcilere verdiği şu öneriyi Mustafa Rahmi Balaban şöyle aktarıyor, "Gazi Paşa Hazretleri'nin Maarif Umdesinin ve Maarif Misakının ruhî ve içtimaî ehemmiyet ve derinliği hakkında etraflı malumat edinmek isteyen, lisan bilen genç muallimler ve terbiye ile alâkadar olanlar, John Dewey, Alfred Binet, William Stern, Maria Montessori'nin eserlerini okumalıdır. Bu zevatın (Maria Montesori) terbiyede şaheser denmeye lâyık eserlerinin lisanımıza tercümesi de pek faydalı olacaktır. Hayat ve faaliyet düsturu üzerine müstenit terbiye usulünü büyük bir muvaffakiyetle tatbik eden İtalyalı Doktor Maria Montessori olmuştur. Çocuk bahçeleri (kindergarten, anaokulları) hususunda Fröbel'i tarihe gömen bu büyük kadına yeni terbiye ammesi çok medyundur."

Atatürk'ün Maria Montessori ismini tavsiye etmesi sıradan ve rastgele bir tavsiye değildir, zira Gazi yaşadığı çağı çok iyi okuyabilen bir liderdir. Maria Montessori için kullandığı yukarıdaki övücü sözler batılı bilim insanları tarafından da aynı tonda seslendirilmiştir. Üstelik bu başarılı öngörü yüzyılı deviren bir eğitim yönteminin ilk günlerine, dünyada henüz bu ölçüde tanınmasından önceki bir zamana aittir.

Örneğin, eğitim sistemleri üzerine göz kamaştırıcı çalışmalar yapan Dr. Heike Beuschlein, Maria Montessori için şu ifadeleri kullanmıştır; "Dünyada hiçbir reform pedagojisi uluslararası alanda Maria Montessori pedagojisi kadar geniş bir alana yayılmamıştır. Çoğu aile de çocuklarına verdiği eğitimi onun ilkelerine göre düzenlemişlerdir. Onun, çağdaş çocuk eğitimi konusunda en önemli isim olduğu, bu alanda rönesans olarak adlandırılabilecek kadar hizmet ettiği artık kesinlikle kabul edilmektedir." Sadece Dr. Beuschlein değil, eğitim pedagojisinin en önemli isimlerinden biri olan Rita Kramer da Maria Montessori ve onun geliştirdiği eğitim sistemi hakkında şu ifadeleri kullanmıştır, "...dünya eğitim sisteminde devrim yapan kadın, ...Onun başarıları o kadar harikadır ki, onun metotları bir ülkeden diğerlerine yayılmış, Doğu'da Çin ve Kore'ye, Batı'da Honolulu ve Güney'de Arjantin'e kadar uzanmıştır." Selvin Öğretmen Dil Yaşam Atölyesi olarak , Atamızın Dr. Montessori ve onun eğitim metodu ile ilgili düşüncelerini paylaştığı bu değerli makaleyi bizimle paylaşan sevgili Sihirli Bahçe Montessori Okulu'na yürekten sevgilerimizi yolluyoruz...

KAYNAKLAR

1. *anonim; http://www.ataturkdevrimleri.com/yazi-370-ataturkun-egitime-verdigi-onem.html
2. Uzman Pedagog Adem GÜNEŞ; http://montessoriegitimi.blogspot.com/2010/03/90-yil-oncesinin-bir-vasiyeti-ataturk.html